Dört Arketip Kitabı Neyi Anlatıyor? Dört Arketip Nedir?

Carl Gustav Jung'un kaleminden, herkesin okuması gereken Dört Arketip eserini sizler için inceledik. Eğer bu kitap hakkında bilgi edinmek istiyorsanız işte yazımız!


1976 basımlı bu kitap toplam 463 sayfadan oluşmuş şahane bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Kitabın adını aldığı dört arketip: Anne, Yeniden Doğuş, Ruh, Hilebaz’dan oluşmaktadır. Her bir sayfa okuyucunun birikimleri doğrultusunda daha derine ulaşan bir katmandan oluşmaktadır. Okuyucunun yüzlerce yeni fikirler doğurabileceği bu eşsiz eser, bugün en çok okunanlar arasında yer almaktadır. Orijinal ismi Die Archetypen und das kollektive Unbewusste olan kitap bizlere makaleler olarak yansıtılmaktadır. Çevirisine verilen önem sayesinde biz okuyucularına mutluluk veren bu kitabı sizlere tanıtıyoruz.

Arketiplerin bölümleri nelerdir?

Metnin ilk kısmında yeniden doğuşun birbirinden farklı biçimleri kısaca anlatılmaktadır. Anne arketipi insanın yansıtmakta olduğu misyonları ele alan başarılı bir yapıttır. Çocuk ruhu üzerinde anneye aktarılan misyondan yola çıkılarak anneye mitolojik yapıda bir arka plan verilmektedir. 

Jung ikinci bölümde farklı psikolojik yönlere değinmektedir. Buram buram tutar tüten bir yapıtla okuyucusunu baş başa bırakan Jung, okurlarına benzersiz bir sesleniş yaparak onların ruh dünyalarına inmeyi amaçlamaktadır. “Masallarda Ruhun Fenomelojisi Üzerine” başlığı ile karşımıza çıkmakta olan üçüncü bölüm, ruhun düşler ile kendini göstermesi olayını irdelemektedir. Çeşitli kültürlerin masallarına yer verilen bu bölümde, masalların da mitler gibi ortak fanteziler olduğunu savunulmaktadır.

“Bilinçaltı yoktur, bilinç dışı vardır," tezini gördüğümüz eser, bilinç dışının yalnızca bilincin üstünde olduğunu bizlere söylemektedir. Jung dünyayı izlerken ideolojilerin koltuklarında değil insanın bilge sıfatından izlemektedir. Orta gölge figürü olarak karşımıza çıkmakta olan son bölüm gölgenin “anima” ve “animus” ile olan ilişkisini anlatmaktadır. Jung kuramına göre “anima” erkeğin içinde bulunan kadın imgesi olarak karşımıza çıkarken “animus” ise bir erkek simgesi olarak kadının içindedir.  

Düşüncelere yeni yönler veren arketipler nelerdir?

Kitap bittiğinde kendinizi şu kritik noktanın üzerinde düşünürken bulacaksınız: Arketiplerin var ya da yok oldukları konusunda uzun tartışmalar sürdürülebilir. Tek tartışılmayacak nokta ise arketiplerin psikolojik olarak ihtiyaç duyulduğudur.

Jung’a göre arketiplerin olmadığını kabul etsek bile onları icat etmemiz gerekecektir. “Tüm mantıkla insanlar, onların olmadığı noktasında bizleri ikna etmiş olsalardı bizler onları düşlerimizde yaratır yine ortaya çıkarırdık," tezini savunan Jung, okuyucularına bambaşka kapıları bu eserle açmaktadır.

Arketip konusunda fikir birliği sağlanıyor!

Voltaire’ın “Eğer Tanrı var olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi" sözüyle Jung’ın tezleri arasında büyük benzerliğin olduğunu açıkça gözlemleyebilmekteyiz. Dünyadaki insanın cennet - sonsuzluk gibi bir arketipin yansıması olarak görülmesi arketiplerin çok güçlü olduklarını ortaya koymaktadır. Arketip kavramını ilk kullanan Platon olmasına rağmen psikolojide arketipleri ilk kez kullanan Jung olmuştur.

Geçmişten bugüne taşınan alışkanlıkların birer kültür mirası olduğunu ortaya koyan Jung, arketipler ile farklı kapıların okuyucu için açılmasını sağlamıştır. Jung’un tek bir felsefi derdi vardır, insanın iç değerlerine dönmesini sağlayacak yollar bulması. İslam kültüründe de İslam âlimleri tarafından farklı cümleler ile duyabileceğimiz arketipler kişinin farklı boyutlarda yaşamasına zemin olmaktadır.


Beğendiniz mi? Paylaşmayı Unutmayın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Komik Komik
0
Komik
Tatlış Tatlış
0
Tatlış
Sinirli Sinirli
0
Sinirli
Şaşkın Şaşkın
0
Şaşkın

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.