Dilin Evrimsel Sürecine İki Görüş!

Dilimiz, hatta konuşma yetimiz nasıl gelişti? Atalarımız nasıl oldu da birden konuşmaya karar verdi? Bu sorunların cevapları yazımızda!


Yüzyıllardır tartışmalara konu olmuş dil ve düşünce kavramları, sırlarına erişilemeyen bir soru olarak halen araştırmalara konu olmaya devam etmektedir. Sadece insanların konuşabiliyor olması bile dil konusunda pek çok araştırmanın yapılmasına neden olmuş, dahası konuşabilmek ve düşünüyor olabilmek arasında bir bağ bulunup bulunmadığı açığa çıkarılmaya çalışılmıştır. 

İnsan türünün ilk gelişim aşamalarına dayanan 100.000 yıl öncesi dilin ilk ortaya çıktığı zamanlar olarak düşünülmektedir. Dilin evrimsel değişim sürecine bakıldığında bu konu ile ilgilenen bilim dallarını görebiliriz. Felsefe, psikoloji ve tıp dilin çıkışı ve gelişmesinde rol oynayan faktörleri sürekli olarak araştırmaktadır. Bilimin sonu olmayan uçsuz bucaksız bir vaha olduğu düşünüldüğünde bu konu üzerinde yapılan araştırmaların sonunun gelmeyeceği de açıktır. 

Dil üzerine yapılan çalışmalar incelendiğinde iki önemli isim dikkatleri üzerlerine çekmektedir. Bunlardan ilki 1990 yılında yayınlanan Natural Language and Natural Selection isimli makalenin yazarı olan Steven Pinker’dır. İkinci isim olarak Paul Bloom’u görmekteyiz. 

Bu iki isim bizlere konuşmanın bir ihtiyaç olduğunu ve ihtiyaç üzerine insanların evrimsel bir adaptasyondan geçerek dil konusunda beceri kazandıklarını söylemektedir. İnsanlar, etraflarındaki insanlardan edindikleri ve gözlemledikleri bilgileri biriktirir. Bu birikimleri insandan insana aktarıma isteği dili ortaya çıkarmıştır. 

Dil üzerinde araştırmalar yaparak bu konuya büyük katkılar yapan diğer bir isim olarak Noam Chomsky’i görmekteyiz. Noam, dilin belirli bir adaptasyon olmadığını evrimsel süreç ile ortaya çıktığını savunmaktadır. “Dili öğrenmek ve öğrenilen bu dili konuşmak kolay bir zihinsel süreç değildir,” tezini ortaya koyan Noam Chamsky, Darwin’in ön adaptasyon ile verdiği hâl ile ilişkili olduğunu savunmaktadır. 


Düşünce ve dil arasındaki ilişki nedir?

Bu konu incelendiğinde birbirine zıt iki görüşün var olduğu gözlemlenmektedir. İlk görüş Davidson ve Harman’a ait olan görüştür. Bu görüşe göre “Düşünce dile bağlıdır”. Dil olmadan düşüncenin kavranmasının mümkün olmadığını savunan bu görüşe katılanların yanı sıra görüşü sorgulayanlar da olmuştur. Davidson, bir canlının düşünebilmesi için öncelikle başka bir canlının dilini yorumlayabiliyor olmasını fikrini savunmaktadır. Harman ise düşünen canlıların dil sayesinde düşündüklerini, dil ve düşünce arasında ayrılmaz bir bağ olduğunu savunur. 

Bu görüşlerin tam zıttı olarak ortaya atılan diğer bir görüş ise düşünmenin dilden bağımsız olduğunu savunur. “Düşünmek için dile ihtiyaç yoktur,” savını ortaya koyan bu zıt düşünce, farklı bir bakış açısı olarak değerlendirilebilir.

Dil gelişimi anne karnında başlıyor!

Bugün bebeklerde dil gelişiminin daha anne karnındayken başladığını biliyoruz. Bebekler büyük bir adaptasyon ile daha anne karnındayken beyinlerindeki birbirlerine bağlı hücreler sayesinde çevreyi tarayarak dil gelişimini başlatmaktadırlar. Psikolojide de oldukça önemli bir yere sahip olan dil, bilinçaltı etkenlerin de ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bilinç dışı dil kullanımı konusunda bizlere ışık tutan Freud, bu konuda çalışmalar yapmış ve bilinç dışının seanslarda, analizlerde ve direnç noktalarında yakalayabileceğimizi belirtmiştir.


Beğendiniz mi? Paylaşmayı Unutmayın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Komik Komik
0
Komik
Tatlış Tatlış
0
Tatlış
Sinirli Sinirli
0
Sinirli
Şaşkın Şaşkın
0
Şaşkın

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.