Ölümün Sıcak Kadını Sylvia Plath Kimdir?

Depresifliğiyle ünlü şair, ondan hiç ayrılmayan melankoli sonucu intihar ederek yaşamına son verdi. İşte, Sylvia Plath'ın üzücü hayat hikâyesi...


Sylvia Plath’ı anlamak için Sırça Fanus’u mutlaka okumak gerekir. Yazarın o kitapta depresyonu farklı karakterlere böldüğünü göreceksiniz. Psikolojik sorunlarını yazarak onları kendinden uzaklaştırmaya çalışan şair, 1963 yılında maalesef bu mücadeleyi kaybetmiştir. En dikkat çeken şey ise intihar biçimidir. 

27 Ekim 1932 tarihinde doğan Sylvia, Boston'da dünyaya gelmiştir. Sadece sekiz yaşına kadar anne sevgisi görebilmiştir. Sekiz yaşındayken şeker hastalığı sonucu kesilen bacağının getirdiği komplikasyonlar yüzünden annesini kaybetmiştir. Küçük Sylvia, ilk şiirini de bu yıl içinde yayımlamıştır. 

Babası ise Boston Üniversitesi Biyoloji Bölümünde bal arıları hakkında yazdığı makale sayesinde popüler bir profesördür. Çalışma hayatının getirdiği yoğunluk sebebiyle Sylvia'nın yanında sadece maddi olarak durmuştur. Ona asla yeterli baba sevgisini sunmamıştır. "Kimseden bir şey bekleme, böylece hayal kırıklığı yaşamazsın." sözünü söyleyen Sylvia, her kalemi eline alışında boğazına dizilmiş hayal kırıklıklarını anlatıyordu aslında.

Çocukluk döneminden başlayarak tüm hayatı boyunca onu bırakmayan tek şey manik depresif bozukluğuydu. Baba ilgisizliği, anne yoksunluğu derken burslu olarak Smith Collage'da okumaya başladı. Bu sırada yine onu tetikleyen düşünceler ortaya çıkıyordu. Böylece ilk intihar girişimini okulunun ikinci yılında gerçekleştirdi. Ardından bir süre akıl hastanesine yatırıldı. Sylvia, zeki bir öğrenciydi. 1950 yılında girdiği bu kolejden 1955 yılında derece ile mezun oldu.

Daha sonra kazandığı bursla Cambridge Üniversitesine giderek edebiyat hakkındaki çalışmalarını burada sürdürdü. Parça parça yazdığı şiirlerini okulunun gazetesinde yayımladı. Burada 1956 senesinde müstakbel eşi olacak olan Ted Hughes ile tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşadılar fakat Sylvia hamile kalınca İngiltere'ye geri döndüler.

Sylvia'nın kıskançlık krizleri North Tawton'a yerleşince başladı. İlk çocuğunun doğumundan sonra Londra'ya dönerek boşanma işlemlerini başlattı. Güncelerinde çocuklarıyla uzun uzun vakit geçirmeyi, onlara kurabiye yapmaktan nasıl bir haz aldığını anlattı. Sylvia bu dönemde daha çok kendisiyle vakit geçiriyor, çocuklarıyla ilgileniyordu. Kocası da eşinden alamadığı ilgiyi onu aldatarak tamamlamaya başladı.

1962-1963 kışı Sylvia için çok zor geçti. Sürekli depresif bozukluğunu tetikleyen düşünceler ile uyanıyor, bazen uyuyamıyordu bile. Bu dönemde eşi yanında olmadı. Daha fazla kafasındaki düşüncelerle yaşamak istemeyen Sylvia Plath, 11 Şubat 1963'te çocuklarını üst kattaki odalarına çıkardı. Onlara son kez süt ve kurabiye verdi. Kapının altını da içeriye gaz sızmayacak şekilde bantladı. Son kez merdivenleri indi ve uyku ilaçlarını birer birer yutmaya başladı. Fırının yeterince harlandığını düşündüğünde kendisini yüzüstü bir şekilde fırının içine soktu. Böylelikle hem gazdan hem de uyku ilaçlarından hayatını kaybetmiş oldu.

İntiharından sonra kocası yıllarca eleştirilere maruz kaldı. Aradan uzun zaman geçtikten sonra da anılarını yayımladı. Plath'ın Sırça Fanus isimli romanı, ilk Amerikan feminist roman olarak değerlendirildi. Ayrıca mezar taşında "En harlı alevlerin ortasında bile altın nilüfer yetişir." yazmaktadır.

Eserleri:

  • The Colossus
  • Ariel
  • Crossing the Water
  • Winter Trees
  • The Collected Poems
  • Lady Lazarus
  • The Bell Jar
  • Letters Home
  • Johnny Panic and the Bible of Dreams
  • The Magic Mirror
  • The Unabridged Journals of Sylvia Plath 
  • The Red Book
  • The It-Doesn't-Matter-Suit
  • Collected Children's Stories
  • Mrs. Cherry's Kitchen

Alıntılar:

  • "Sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkılıp kalan insan için dünyanın kendisi kötü bir rüyadır."
  • "Tanrıyla konuşuyorum ama gökyüzü bomboş."
  • "Diğer her şey gibi ölmek de bir sanattır. Ben bunu son derece iyi yapıyorum."
  • "Belki de kendimizi her şeyi isterken bulmamız, aslında hiçbir şey istememeye tehlikeli ölçüde yakın olduğumuzdandır."
  • "Sessizlik bunaltıyordu beni. Sessizliğin sessizliği değildi bu. Bu, benim kendi sessizliğimdi."

Ölmeyi sanattan sayan Sylvia Plath, sanatını intiharıyla tamamlayarak bizlere çok güzel eserler bırakmıştır. Şiirlerine göz atmayı unutmayın. Okuduğunuzda eminim ki bir burukluk hissedeceksiniz. Güzeller güzeli şair belki de bu burukluğun on katını hissederek yazdı. Işıklar içinde uyumanız dileğiyle Sylvia Plath...


Beğendiniz mi? Paylaşmayı Unutmayın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Üzgün Üzgün
1
Üzgün
Komik Komik
0
Komik
Tatlış Tatlış
0
Tatlış
Sinirli Sinirli
0
Sinirli
Şaşkın Şaşkın
0
Şaşkın

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.