Oğuz Atay İle İlgili Genel Çıkarımlar

İnsanların üzerine titreyen yazar Oğuz Atay ve onun derin izler bırakan eserleri...


Oğuz Atay, 1970’lerden itibaren adından çokça söz ettirmiş olup Türk edebiyatında ilk post-modern romanın yazarıdır. Yazdığı kitaplar bakımından edebiyata yeni bir soluk getirmiş; yaptığı tespitler ve ironilerle anlatılamayan hisleri ve durumları acı bir gülümseyiş takınarak bizlere anlatmıştır. Türk aydınının çıkmazlarını, sorunlarını ve duygularını işlemiştir. Bu işleyiş kimilerine göre savruk olmakla beraber anlaşılamamıştır. Tek derdi anlaşılmak olan Oğuz Atay, büyük bir ironi ile yine de anlaşılmamıştır. Peki Oğuz Atay bize ne anlatıyordu?

Aslında Oğuz Atay’ı anlamak için Tanzimat Dönemi’ne kadar gitmemiz gerekiyor. Tanzimat ile başlayan Batılılaşma, kendisini Atatürk devrimlerine kadar devam ettirdi. Bir amaç etrafından toplanan insanlar, ülkeleri ve aileleri için çalışıp değer üretmeye başladılar. Buraya kadar her şey iyi giderken Türkiye’nin de Avrupa’ya yakınlaşmaya başlaması ve yanlış bir Batılılaşma sonucunda bireyler içine kapanip seçilmiş hayatları yaşamaya başlamıştır. Bunun Oğuz Atay bakışıyla en iyi örneği ”Nasıl ezberlenir Allah’ım, Arapça dua eden insanın Latince kemikleri” sözüdür. Tutunamayanlar’daki Selim karakteri gibi hayatları seçilmiş ve iki kültür arasında kalıp debelenen insanlardır. Bir yandan Batı kültürü onları zorlarken diğer taraftan Doğu kültürü onları ortada bırakmıştır. Bununla beraber ekonomik sebepler ve siyasi olaylar ardı ardına devam eden Türkiye’de, insanlar içine kapanmış ve adeta ”Tutunamayanlar” olmuşlardır. Geriye modern insanın yalnızlığı, iletişimsizliği kalmıştır. ”Sanırım artık insan, tutunamıyor insana…” sözü bu durum için kullanılacak en iyi örnektir.

Bu sıkışmışlığı Oğuz Atay’ın karakterleri ”oyun” kavramı ile çözmeye çalışmıştır: “Hayatım ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.” Sanki karakterler kendileri değil de bir oyundaymış gibi davranmaya başlar. Günün değişmezliğini bu oyunlarla değiştirmeye çalışırlar. Ama çoğu kişi Selim gibi tutunamamıştır veya Turgut gibi tutunan rolüne girip aslında tutunamayan olmaya çalışmıştır.

Tehlikeli Oyunlar

Tutunamayan kişileri anlatabildiğimi düşünüyorum. Gelelim Tutunamayanlar'ın devamı gibi olan Tehlikeli Oyunlar'a...

Başkarakterimiz Hikmet, bir sanatçıdır. Olaylar onun etrafından bazen gerçek, bazen onun fantezilerini katarak; bazen abartarak ve bazen de büyük bir alayla anlatılır. Karakter, yaşadığı kötü evlilikten sonra kendisini bir gecekondu mahallesinde bulmuştur. Üst katında emekli subay ve alt katında ev hanımı bir kadının bulunduğu üç katlı bir binanın ortanca katına taşınmıştır. Deliliğin doruklarında gidip gelen Hikmet "Ben ölmek istiyorum albayım!" veya "Ben yaşamak istiyorum albayım!" diyerek bir anlam arayışı içindedir. Hem insanları iyileştirmek isteyen bir yanı hem de insanlara kızan bir belirsizliği vardır. Aynı zamanda Hikmet, iki kadın arasında kalmıştır. Bunlar eski eşi Sevgi ve aşık olduğu Bilge'dir. Bu gelgitler arasında yalnızca gerçekleri anlatmaz, aynı zamanda gerçekleşmeyen ama güzel olabilecek durumları da anlatır Hikmet bize. "Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın ben de sana cevap vermiş olsaydım..."

Tutunamayanlar gibi Tehlikeli Oyunlar'ın da savruk bir dili vardır. Bazen sanki hiçbir şey anlatmadığı hissine kapılır insan ama yazar, Hikmet aracılığıyla "insan"ın çıkmazlarını, aykırı durumlarını anlatır.

Oğuz Atay'ın Diğer Eserleri ve Sonuç

Oğuz Atay, bir hikâye kitabı olan Korkuyu Beklerken, biyografik eser olan Bir Bilim Adamının Romanı, bir tiyatro eseri olan Oyunlarla Yaşayanlar ve sadece ilk kırk sayfasını yazabilmiş olduğu romanı Eylembilim gibi eserler bırakmıştır bize. Bu eserler ilk iki kitabın gerisinde kalmış olsalar bile o haykırış bu eserlerde de vardır. Özellikle Korkuyu Beklerken ve Bir Bilim Adamının Romanı başucu kitapları olmalıdır.

Sonuç olarak Oğuz Atay'ın şu haykırışını unutmamamız lazımdır: ''Canım insanlar!''

Kitaplar size bildiğiniz şeyleri verir ama iyi kitaplar sizi sarsar, rahatsız eder ve gerekirse uyutmaz. Sizin benliğinizi sömürmeye, fikirlerinizi karıştırmaya başlar. Oğuz Atay'ın kitapları da bu etkiyi yapmıştır. Bu yaşadığımız çağda; iletişimsizliğin tavan yaptığı, anlaşılmak istediğimiz bu çağda, aslında Oğuz Atay'ın vermek istediği mesaj mutlu olmak veya bu yolda ilerlemektir. Anlaşılmaktır. Oyunların arkasından rol keserek de olsa kendimizi tanımaktır. Bu yüzden Turgut, her şeyi arkasında bırakıp bir trene atlayıp kayıplara karışmıştır.

"Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric? Oklarımız bitene kadar efendim!" diyerek umutsuz olduğumuz ânda dahi umut arayışında olmamız konusunda dikkat çekmiştir. Umarım, uzun zamandır beklettiğim bu zor görevi yerine getirebilmişimdir. Okumanız ve kendinizi bulmanız dileğiyle...


Beğendiniz mi? Paylaşmayı Unutmayın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Komik Komik
0
Komik
Tatlış Tatlış
2
Tatlış
Sinirli Sinirli
0
Sinirli
Şaşkın Şaşkın
1
Şaşkın

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir